Ortadoğu'da yaşanan süreç yeni bir "Arap Baharı" mı?

Literatüre "Arap Baharı" olarak geçen sürecin "bitti" olarak adledilmesinin üzerinden yıllar geçti. Bugün gelinen noktada ise Mısır,Yemen, Lübnan, Irak ve hatta İran'da yeniden büyük ölçüde sokak eylemleri tekrar başlamış durumda. Peki bu süreç yeni bir "Arap Baharı' mı?

Ortadoğu'da yaşanan süreç yeni bir "Arap Baharı" mı?

Literatüre "Arap Baharı" olarak geçen sürecin "bitti" olarak adledilmesinin üzerinden yıllar geçti. Bugün gelinen noktada ise Mısır,Yemen, Lübnan, Irak ve hatta İran'da yeniden büyük ölçüde sokak eylemleri tekrar başlamış durumda. Peki bu süreç yeni bir "Arap Baharı' mı?

Ortadoğu'da yaşanan süreç yeni bir
13 Kasım 2019 - 14:25 - Güncelleme: 16 Kasım 2019 - 21:31

Arap Baharı olarak adlandırılan ve Ortadoğu'da bir çok dengeyi değiştiren süreç, Suriye'ye kadar ulaşmış ve tabir yerinde ise burada 'Suriye hariç' nihayete ermiş gibi görünmekteydi.


Bir çok ülkede bu sürecin akabinde yönetimler değişse de "Arap Baharı" olarak adlandırılan süreçde sokak eylemleri ve iç çatışmalar yaşanmadan tamamlanan değişimler oldu.


Bugün gelinen noktada ise Irak, Mısır,Yemen, Lübnan hatta İran'da yeniden büyük ölçüde sokak eylemleri başlamış durumda.


Peki bu süreç yeni bir "Arap Baharı' mı?


İlk olarak yaşanan ve literatüre "Arap Baharı" olarak geçen sürece bakalım. Sürecin başlangıcı aslında dünyanın gelişmesine karşı direnen ve rant ekonomisi üzerine kurulu düzenlerini değiştirmeye yanaşmayan "liderlere" karşı bir başkaldırıydı. Süreç hepimizin malumu üzere uzun bir sürede bu şekilde devam etti.İşsizliğe, gelir adaletsizliğine ve yolsuzluklara karşı başlayan eylemler bir süre sonra "emperyalist" güçlerin güç ve iktidar savaşına dönüştü. Bunun en bariz örneğini ise 8 yıldır süren Suriye örneğinde görmekteyiz.


Peki gelinen noktada tekrar sokak eylemlerinin başlamasını nasıl yorumlamalıyız?


Bu durumu tam olarak anlayabilmek için; öncelikle "Arap Baharı" sürecinde sokağa inen halkın istekleri ile bugün tekrar meydanlara inen halkın isteklerinin karşılaştırılması gereklidir.


İncelediğimizde; Mısır, Yemen, Lübnan, Irak ve İran'da benzer talepler ile tekrar sokağa inildiği açık bir şekilde görmekteyiz.

Lübnan'da geçtiğimiz haftalarda yaşanan ve hala devam eden protestolar, hükümetin yeni ek vergiler getirmesi üzerine başladı. Halk, bu ek vergilerin, iktidarını devam ettirmek isteyen hükümetin halkı sömürmesi olarak değerlendirerek karara karşı sokaklara çıktı.
Lübnan
'da geçtiğimiz haftalarda yaşanan ve hala devam eden protestolar, hükümetin yeni ek vergiler getirmesi üzerine başladı. Halk, bu ek vergilerin, iktidarını devam ettirmek isteyen hükümetin halkı sömürmesi olarak değerlendirerek karara karşı sokaklara çıktı.


Irak'da ise göstericilerin sokak ortasında vurulmasına kadar gelen bir sokak protestoları süreci yaşanıyor. Burada ise çıkış noktası; petrol zengini olan ülkede üniversite mezunu ve genç işsizlerin fazla olması, hükümetin bu taleplere duyarsız kalması gösteriliyor.


Diğer bir nokta ise İran; İran'daki gösteriler çeşitli safhalarda varlık gösterdi. Büyük kalabalıkların katıldığı sokak protestoları sıkça yaşanmasa da, küçük protestolar hala devam ediyor. Buradaki talep de yine işsizlik ve değişim üzerine ortaya çıkan bir süreç olarak göze çarpıyor.


Mısır ve Yemen'de halkın özellikle gelir adaletsizliğinden ve ülkelerine hükümet eden kişilerin "birilerine" bağımlı oldukları iddiası ile sokaklara çıktığı görülüyor. Özellikle Mısır halkının bu konuda daha net tavır koyduğu ise göze çarpıyor.


Detaylara girmeyerek sadece ana başlıklar olarak değindiğim tüm ülkelerde ortak sorunları başlık altına alırsak ise "İşsizlik, gelir adaletsizliği, rantı halk ile paylaşmayan liderler ve değişim" başlıkları ile karşı karşıya kalıyoruz.


"Arap Baharı" süreci ile birebir aynı nedenler olduğu muhakkak ki sizin de dikkatinizden kaçmamıştır.


Unutmayalım ki "Arap Baharı" süreçten etkilenen hiç bir ülkede toplumsal mutabakat yapılarak bitmedi. Ya "emperyalist güçlerin devreye girerek etkili oldukları darbe süreçleri ile" ya da Arap yönetimlerinin protestoları kuvvet veya para veyahut her ikisiyle birlikte bastırarak ülkelerinin bir iç savaşa sürüklenmesini engelleme çabaları ile bitti.


Fakat gelinen noktadaki yeniden sokaklara çıkma taleplerine baktığımızda birebir aynı istekler ile halkın tekrar sokaklara çıkıyor olması bariz bir şekilde yönetimlerin bu süreçten ders almadığını göstermektedir.


Bu durumda bize açıkca göstermektedir ki; Arap-Ortadoğu ülkeleri temel siyasi ve iktisadi reformlarda gerçek bir ilerleme kaydetmeye başlamazlarsa bölgesel kargaşanın daha da büyümesi kaçınılmaz olur.

Arap dünyasındaki birçok hükümet, petrol fiyatlarının 2014'te düşmesiyle birlikte vatandaşlarının iktisadi sıkıntılarını dindirmekte etkili bir aracı kaybetti. Neredeyse devrilecek duruma geldikleri halde, yüksek petrol fiyatları ve himaye etme karşılığı aldıkları sadakate dayalı rantiye sisteminin artık sürdürülemeyeceğini bir türlü özümseyemediler.

Hatta bu süreçten sonra gerek darbe gerekse tartışmalı seçim süreçleri ile başa gelen hükümetler ABD-İsrail ve Rusya gibi ülkelerin "hükümetlerini korumaları" için tabir yerinde ise "kukla" olmaya razı oldular.

Süreç ilk başladığında Tahrir meydanında mikrofon uzatılan bir protestocu şunları söylemişti. "Düne kadar ben televizyon seyrediyordum. Bugün ise televizyon beni seyrediyor." Sıradan halklar, günde 2-3 dolar gibi rakamlarla hayatını devam ettiren insanlar "biz de varız, biz de yaşıyoruz" diyerek büyük bir süreci başlatmıştı.

Ve bugün gelinen noktada artık bu hükümetlerin karşısında daha "tecrübeli" protestocular var. Önümüzdeki günlerde protestoların özellikle İran ve Lübnan'da artacağı düşüncesini ise ortaya koymak zorundayım... Bu nedenle Ortadoğu'yu hem kitlesel protestolar anlamında hem de "kukla" yönetimler nedeni ile dış etkilere açık yeni bir süreç bekliyor...


  Adem KILIÇ

Siyaset Bilimci

Bu haber 149 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
stats
Engelleyiciyi kapattım!