Akdeniz ve Libya sürecine dair önemli değerlendirmeler...

Mhp Genel Başkan Başdanışmanı Hüseyin Sözlü Akdeniz ve Libya süreci ile ilgili değerlendirmeler yaptı.

Akdeniz ve Libya sürecine dair önemli değerlendirmeler...

Mhp Genel Başkan Başdanışmanı Hüseyin Sözlü Akdeniz ve Libya süreci ile ilgili değerlendirmeler yaptı.

Akdeniz ve Libya sürecine dair önemli değerlendirmeler...
15 Mayıs 2020 - 22:55 - Güncelleme: 15 Mayıs 2020 - 23:12

İçerisinde bulunduğumuz pandemi gündeminin arkasında kalan ancak ülkemizin geleceği için çok önemli olan Libya sürecini kısaca değerlendirmek istiyorum.

Bildiğimiz üzere uzun yıllardır ülkemizin Akdeniz’de ki hakları çeşitli oldu-bittilerle elinden alınmak isteniyor. Hatta konunun içerisine Ege’yi de katarsak meselenin tarihi daha geriye uzanacaktır. 

Akdeniz’deki enerji kaynakları temelli iki binli yılların başlarında bölgede zengin doğalgaz yataklarının keşfedilmesi ile başladı. Rezervlerin özellikle Avrupa’nın uzun süreli ihtiyacını karşılayacağı ve aynı anda doğalgaz hususunda Rusya’ya olan bağımlılığını azaltabileceği anlaşılınca ise pay kapma çabaları ivmelendi. Bu noktadan sonra Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler için rezervlerin paylaşımı anlamında “deniz sınırlandırma” anlaşmaları önem kazandı. Rezervler bulunana kadar sadece ticari ve çeşitli zamanlarda askeri anlamda çok az gündem olan deniz sınırlandırmaları bir anda çok büyük önem kazandı. 

Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler arasında başlayan bu paylaşım mücadelesine gaz tedariği noktasında bağımlılığı olan başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri, enerji piyasasında büyük bir pazar payına sahip olan Rusya ve ABD-İsrail ortaklıkları neticesi BAE ve Suudi Arabistan’ın da dolaylı olarak müdahil olmasıyla konu çok taraflı bir hale geldi. Ülkemizin meşru haklarını vermemek adına uluslar arası hukuka aykırı şekilde ittifaklar kurmaya ve anlaşmalar yapmaya başladılar.

Ancak Türkiye haklarını gasp ettirmemek adına çok kararlı ve istikrarlı bir politika uyguladı ve uygulamaya devam ediyor. Aslında ilk hamlesini Mısır ile sınırlandırma anlaşması imzalamak için girişimleri başlatarak yapmıştı. Hatta dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin sınırlandırma anlaşması dışında Mısır Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde kalan rezervleri de Türk Petrolleri’nin işletmesini istediğine dair bilgiler güvenilir kaynaklardan kamuoyuna yansımıştı. Ancak Mursi’ye yapılan darbe akabinde ise ABD güdümünde hareket eden Sisi’nin yönetime gelmesi sürecin sonlanmasının önüne geçti.

Burada Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ında “hadsizliklerinden” bahsetmek gerekiyor. Zira sürecin başından bu yana uluslar arası hukuku yok sayarak münhasır ekonomik bölge ilanı noktasında adımlar atıyorlar. Bunun yanında Kuzey Kıbrıs Türklerinin de haklarını yok sayarak sanki Ada’nın tek sahibi gibi anlaşmalar imzalıyorlar. Türkiye ilk günden bu yana bu hususta da asla geri adım atmadı ve sondaj gemilerimizi meşru haklarımız olan sahalara yönlendirerek çalışmaları sürdürdü. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını uluslar arası arenada yüksek sesle korudu ve korumaya devam ediyor. Güney Kıbrıs’ın tek taraflı anlaşmalarını tanımadığını ilan etti ve Fransız ve İtalyan firmalarının bölgede yapmak istediği çalışmaların önüne geçti.

Şimdi ise son perde Libya’da yaşanıyor. Libya’nın Birleşmiş Milletler tarafından resmen tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti ile yapılan anlaşma Akdeniz’deki haklarımızın korunması için çok önemli. Bu anlaşma sayesinde bir ittifak kuran Yunanistan, GKRY, Fransa, İsrail ve Mısır’ın Türkiye’yi bypass ederek rezervleri Avrupa’ya taşıma projesi olan Eastmed’in önüne geçmekle kalınmıyor aynı zamanda olası yeni anlaşmalarında önüne geçiliyor. İşte tam bu nedenle söz konusu bu ittifak BAE ve Suudi Arabistan’ın da desteği ile resmi hükümet olan UMH’yi, CIA devşirmesi Hafter eliyle yıkmak ve kontrolü ele almanın derdinde. Türkiye’nin buna izin vermesi söz konusu olamaz.

Türkiye Libya ile yaptığı anlaşmalarla kendisini Ege ve Akdeniz’de köşeye sıkıştırmak isteyen aktörlere karşı önemli bir hamle yaptı. Şu anda bu anlaşmayı korumanın yanında diğer taraftan da Libya ile var olan tarihsel bağlarımızın bize verdiği sorumluluk gereği aslında Libya halkının da haklarını koruduğumuzu söyleyebilirim. Trablusgarp’ın düşmesi durumunda Libya’da büyük bir insani krizin ortaya çıkacağı çok aşikar olarak gözüküyor. Türkiye aynı anda Libya’da terör ortamını sonlandırıp istikrarı da sağlamaya çalışıyor.

Süreç boyunca Liderimiz, Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin kararlı tutumu ve sürece verdiği güçlü destek çok değerli ve önemlidir. Türkiye’nin meşru haklarının korunması noktasında Milliyetçi Hareket Partimiz dik duruşunu daima göstermiştir ve göstermeye devam edecektir.

Konunun ülkemizin geleceği için önemi çok net ve açık. Bir soru ile şimdilik bitirmek istiyorum. Türkiye’nin menfaatleri için bu kadar hayati bir konuda “Libya’da ne işimiz” var diyen muhalefet partilerinin konunun içeriğini ve önemini bilmeme ihtimali var mı? Yoksa kendi ülkelerinin menfaatleri karşısında nasıl konumlanabiliyorlar.

Bu haber 1414 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
stats
Engelleyiciyi kapattım!