Akdeniz'de neler oluyor?

Akdeniz'de neler oluyor? Mevcut durum ve olası gelişmeler...

Akdeniz'de neler oluyor?

Akdeniz'de neler oluyor? Mevcut durum ve olası gelişmeler...

Akdeniz'de neler oluyor?
24 Mayıs 2019 - 16:16 - Güncelleme: 24 Mayıs 2019 - 16:53

Akdeniz’de yaşananları anlamak için öncelikle birkaç ön bilgiye ihtiyacımız var. Bunlardan ilki uluslararası anlaşmalara göre tarafların durumu…

1982 yılında Birleşmiş Milletler’de imzaya açılan “Uluslararası Deniz Anlaşması” herhangi bir denize kıyısı olan ülkelere 200 deniz mili (Yaklaşık 370 KM) açıklarına kadar “Münhasır Ekonomik Bölge” ilan etme hakkı tanıyor. Bu bölgeye sahip olan ülkeler ilgili alanda tüm yeraltı kaynaklarından faydalanabiliyor, petrol ve doğalgaz sondajı yapabiliyor.

Sahip olmamız gereken ikinci ön bilgi ise; rezervlerin büyüklüğü. Zira çekişmenin nerelere ulaşacağını tahmin edebilmek için konunun ekonomik büyüklüğüne de hâkim olmak gerekiyor. Akdeniz’de bulunduğu düşünülen toplam enerji rezervi (petrol, doğalgaz) Türkiye’nin bugünkü tüketim rakamları ile yaklaşık olarak 500 yıllık veya tüm Avrupa’nın yaklaşık 200 yıllık ihtiyacını tahmini olarak karşılayabilecek düzeyde.

Üçüncü husus ise; halihazırda Avrupa doğalgaz ihtiyacının yaklaşık olarak %40’ını Rusya üzerinden temin ediyor olması... Yani Rusya ile yaşanabilecek olası bir sıkıntı Avrupa’nın enerji alanında ciddi bir darboğaza girmesine neden olabilecek seviyede. Bu anlamda Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkeleri Akdeniz rezervlerinin Avrupa’ya taşınması noktasında özel bir ilgi ve gayret gösteriyorlar. Diğer taraftan ABD’de İsrail üzerinden konuya müdahil olarak hem şirketler bazında rezervin işletmesinden pay almak hem de Avrupa’yı bu anlamda dolaylı olarak kendisine bağımlı hale getirmek istiyor.

Şimdi bu bilgiler ışığında süreci okumak gerekirse;

İlk başlık olarak önümüze Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın tavrı geliyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, 2006 yılından başlamak üzere özellikle İsrail ve Mısır’la tek taraflı Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmaları imzalayarak Ada’nın tek sahibi gibi davranıyor. 13 Parsele ayırdığı, Ada’nın güneyinde kalan alanı uluslararası şirketlere kiralıyor. Ancak bu bölgelerde Türkiye’nin de hakları mevcut. Her iki ülkenin de hak iddia ettiği 6. ve 7. parsellerde yaklaşık 1 trilyon metreküp doğalgaz olduğu tahmini uluslararası şirketlerin raporlarında mevcut.

 

 

1913 Londra, 1923 Lozan Anlaşmaları ve yazının başında bahsettiğim “Uluslararası Deniz Anlaşması”nın 76 ve 121. Maddelerine göre burada ülkemize ait alan yaklaşık 234.000 km kare...

Süreç Bugüne Nasıl Geldi?

Rezervlerin bulunma tarihi 2000’li yılların başına dayanıyor ancak rezervler konusunda hak iddia eden ülkelerin “ortak plan süreçleri”nin netleşmesi 2008-2009 yıllarına kadar sürdü. İlk olarak Mısır 2003 yılında Güney Kıbrıs ile Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırma anlaşması imzalamıştı. Türkiye bu tarihten sonra Mısır ile ilişkilerini çok hızlı şekilde geliştirmeye başlayarak kritik bir süreç başlattı. Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin, Ada’nın tamamının sahibi olmadığı için Mısır ile imzalanan anlaşmanın meşru olmadığı dillendirildi. Hatta Doğu Akdeniz’de Mısır ile her yıl dönüşümlü olarak bir ülkenin ev sahipliğinde yapılan deniz tatbikatları ile GKRY’ne ve Yunanistan’a mesaj verildi. 

Son olarak Mursi’nin Mısır’ın başına geldiği dönemde ilişkiler tam anlamıyla zirve yaptı. Karşılıklı olarak Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırması imzalanması konuşulurken aynı anda Mısır’a ait rezervlerin işletme haklarının da Türk Petrolleri’ne devri ile ilgili görüşmeler yapılmaya başlandı. Ancak tamda bu süreçte Mısır’da bir darbe süreci yaşandı ve Sisi’nin yönetime gelmesi ile süreç sonuçlandırılamadı. Ve ne tesadüftür ki Sisi’nin gelişinden sonra İsrail ile Mısır arasında doğalgaz konusunda sonuncusu 15 milyar bedele sahip olan 3 farklı anlaşma imzalandı. Benzer şekilde aynı dönemde Akdeniz rezervlerine taraf olan diğer ülkelerde de iç kargaşalar ve yönetim değişiklikleri yaşandı. Bu ülkelerin halen istikrarlı bir hale geldiğini de söylemek mümkün değil.

Son olarak ise denkleme ABD dahil oldu. Yakın zamana kadar İsrail ve Arap ülkeleri arasında yaşanan gerginliklerden dolayı Doğu Akdeniz’de çalışma konusunda çekimser kalan ABD enerji devi ExxonMobil, “Küre İttifakı” ile başlayan İsrail-Körfez ülkeleri yakınlaşması sonucunda İsrail ile doğalgaz üretimi konusunda iş birliği yapmaya başladı. Yapılan görüşmeler sonrası ilk olarak Kıbrıs’ın güneyinde 10 numaralı parselde sondaj çalışmalarına başlayan şirket, bu bölgede yüksek oranda bir rezerv bulduğunu kamuoyu ile paylaştı.

GKRY ile yaptığı anlaşmalara dayanarak bölgede faaliyet gösteren Fransız ve İtalyan firmalarından sonra ExxonMobil’in de gelmesiyle bölgede hem faaliyet gösteren firma sayısı arttı hem de Suriye bahaneli olarak da gelmiş olan güçlerle birlikte önemli oranda bir askeri donanma konuşlanmış oldu.

Olası Gelişmeler

Bölgede Türkiye uluslararası hukuk tamamen yok sayılarak dışlanmak ve hakları gasp edilmek isteniyor. Geçtiğimiz 20 Mart’ta Kudüs’te ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun da katılımıyla bir araya gelen İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Mısır, görüşmeye dair basın açıklamasında; “Bugün toplantıya iştirak eden devletler Doğu Akdeniz bölgesinde refah, güvenlik, barış ve istikrarı teşvik etme konusundaki kararlılıklarını ve taahhütlerini dile getirmişlerdir” cümlesine yer verdiler. Yani Türkiye’nin karşısında bir ittifak olduklarını bir nevi ilan etmiş oldular.

Rezervlerin büyüklüğüne, ABD ve İsrail’in gerek Körfez ülkelerinin devşirilmiş yönetimleri gerekse rezervlere taraf ülkelerle geliştirdiği ilişkilere bakıldığında Türkiye’nin işinin çok kolay olmadığını söylemek mümkün. Ancak diğer taraftan buradaki meşru haklarımızdan vazgeçmemiz de söz konusu dahi olamaz. Cari açığının en büyük kalemi enerji ithalatı olan ülkemiz için Akdeniz rezervleri hayati önem arz etmektedir. Uluslararası hukuku yok sayarak bir “çete” mantığı ile haklarımızı gasp etmek isteyenlere boyun eğmemiz mümkün değildir. Her fırsatta bir tehdit unsuru olarak kullanılan “ekonomik yaptırımlar”ın bir tehdit olmaktan çıkabilmesi için Akdeniz çok önemli bir noktadadır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi geçtiğimiz haftalarda meşru şekilde faaliyet gösteren arama ekibimiz için hadsiz bir şekilde tutuklama kararının çıkarılması için girişimde bulunmuştu. Bu bağlamda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Fransa Devleti ile daha önce yapılan bir anlaşmaya ek madde koyarak ve süresini uzatarak yaptığı girişimle arama ve sondaj çalışmalarında Fransa Donanmasını yetkilendirmesi, hatta farklı bir anlaşma ile Fransa’ya bölgede üs kurma hakkı tanıması gerilimin artacağının göstergeleridir. İngiltere’nin “kabiliyetlerini arttırma” bahaneli olarak GKRY’ye konuşlandırdığı F35’leri ve yine yazının içerisinde vurguladığım üzere Suriye bahaneli olarak bölgede bulunan diğer ülke güçlerini de unutmamak gereklidir.

Türkiye dışında kalan sözkonusu taraf devletler, Irak'tan gelen enerji hattı ve İsrail enerji bölgesindeki hatları Mısır’dan gelen hat ile birleştirilerek Güney Kıbrıs üzerinden geçecek ve denizaltından planlanan bir hat ile İtalya açıklarına çıkarıp Avrupa’ya ulaştırmayı hedefliyorlar. Bu sayede Türkiye’nin transit ülke olma özelliğini elinden almak istiyorlar.

Fiili Bir Çatışma Yaşanır mı?

Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Fransa veya kurulan “çete” mantığı ile hareket eden ülkelerden herhangi birisinin çalışmalarımızı fiili olarak engelleme girişimi yapması gerilimin zirve yapacağı bir nokta olur. Bunun tam tersi olarak meşru alanımız olan 6,8 ve 11. Parsellerde Total ve ENI şirketlerinin ve 7 numaralı alanda ExxonMobil’in sondaj yapmayı planlamaları Türkiye’nin olası engelleme çabası ile karşılık bulabilir. Tarafların hiçbirisinin kaynaklardan ve planlarından vazgeçmeyeceği düşünülürse yakın vadede istediği kadar ötelensin orta ve uzun vadede bir sıcak çatışmanın çıkması kaçınılmaz bir durumdur. Ancak bu noktaya gelmeden önce mutlaka alternatif tüm baskı unsurlarını sahaya süreceklerdir. (Ekonomik/siyasi)

Şayet ekonomik ve siyasi baskılarla Türkiye'yi "istedikleri çizgiye" getiremezlerse bu defa Yunanistan'ın devreye konulması ihtimali yüksektir. Ege üzerinden 12 mil meselesi yeniden alevlendirilerek Türkiye farklı bir "makasa" alınmak istenecektir.

Yani; Akdeniz her anlamda diken üstündedir!

 

NOT: Türkiye 400 KM menzili olan S-400’lere sahip olması Akdeniz üzerinde ciddi bir hava hakimiyeti kuracağı anlamına gelir. Aynı şekilde yerleştirileceği konuma göre Ege üzerinde veya Suriye üzerinde de hava hakimiyeti kurabilir. S-400 konusundaki hassasiyete birde bu açıdan bakmak gereklidir.

 

Yazı/Analiz: Eyüp Kılıç

 

Bu haber 6015 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Halil Doğan
    6 ay önce
    Kalemine sağlık hocam Türk devleti olarak uyanık olmamız lazım Eyüp hoca gibi değerlerden faydalanmanız lazım
stats
Engelleyiciyi kapattım!